Unhiatus
Giriş yap

Bölüm 2

Bölüm 4: Envanter

Kadir Bulut (Exoanon12) · 23.09.2026 · 635 kelime

"Envanter mi?" Jinwoo bu kelimeyi sesli tekrarladı, sanki söyleyince daha iyi anlayacakmış gibi.

Jinchul kaşlarını çattı. "Ne envanteri?"

"Bilmiyorum," dedi Jinwoo, elini havaya kaldırıp bir şeyleri dokunuyormuş gibi hareket ettirdi. Parmakları görünmez bir çizgiyi takip ediyordu. "Bana yeni bir yetenek açıldığını söylüyor. Envanter diye."

Zihninde, *envanter* kelimesini düşündüğü an, önündeki mavi ekran değişti. Küçük kareli bir pencere belirdi — boş, tertemiz, içinde hiçbir şey olmayan bir çizelge gibiydi.

**[Envanter: 0/10]**

"Boş," dedi Jinwoo, hayal kırıklığıyla karışık bir merakla. "Şu an hiçbir şey yok içinde."

Jinchul, elindeki tableti tekrar kaptı, hızlı hızlı bir şeyler not almaya başladı. "Sung Jinwoo-ssi, bu gördükleriniz... bunlar kayıt altına alınmalı. Birliğe rapor vermem gerekiyor ama önce sizden izin—"

"Hayır," dedi Jinwoo aniden, kendi sesindeki keskinliğe kendisi de şaşırdı. Jinchul'un yüzündeki şaşkınlığı görünce sesini yumuşattı. "Yani... şimdi değil. Lütfen. Bu şeyin ne olduğunu ben bile anlamadım daha. Eğer Birlik bunu duyarsa..."

Sözünü tamamlamasına gerek kalmadı. İkisi de biliyordu ne demek istediğini. Bir avcının bilinmeyen, açıklanamayan bir gücü olduğu duyulursa, üzerine türlü türlü ilgi çekilirdi — bazısı meraktan, bazısı çok daha karanlık sebeplerden.

Jinchul uzun bir süre sessiz kaldı, sonra ağır ağır başını salladı. "Peki. Ama söz verin bana — bir şey değişirse, kötüye giderse, ilk beni ararsınız."

"Söz veriyorum."

Jinchul tableti kapattı ve odadan çıkmadan önce bir kez daha döndü. "Dinlenin, Jinwoo-ssi. Bugün yeterince şey oldu."

Kapı kapandığında, Jinwoo yatağın kenarına oturdu, hâlâ nefesi düzensizdi. Kolları hâlâ acıyordu ama o acının içinde tuhaf bir tatlılık vardı — sanki vücudu ona *devam et* diyordu.

Sistem ekranına tekrar baktı. Mekik ve koşu görevleri hâlâ tamamlanmamıştı.

**[Günlük Görev: Temel Antrenman]**

**[Şınav: 100/100] ✓**

**[Mekik: 0/100]**

**[Koşu: 0/10km]**

"Bu gece hastanede koşamam ki," diye mırıldandı Jinwoo. Pencereden dışarı baktı — Seul'un ışıkları uzaklarda parlıyordu, gece çökmek üzereydi. "Ceza dedi ama... ne cezası?"

İçindeki merak yine ağır bastı. Yatağın yanındaki halının üzerine oturdu, dizlerini büktü, ellerini başının arkasına koydu.

Bir. İki. Üç.

Mekik çekmeye başladı. Karın kasları daha önce hiç hissetmediği bir şekilde yanıyordu ama bu sefer daha az korkuyordu. Şınavlarda öğrenmişti — vücudu, sanki bu acıyı bir yatırım gibi görüyordu.

Yirmi, otuz, kırk...

Terler alnından süzülüyor, gömleği sırtına yapışıyordu. Ama Jinwoo durmadı. Elli, altmış...

**[Mekik: 67/100]**

"Neredeyse," diye fısıldadı kendine, dişlerini sıkarak.

Seksen civarında karın kasları o kadar acımaya başlamıştı ki, her hareket bir işkenceye dönüşüyordu. Ama Jinwoo'nun gözünün önünde bir görüntü canlanıyordu — zindanın karanlığı, ölen arkadaşları, o soğuk taş zemin. *Bir daha asla o kadar çaresiz olmayacağım,* diye düşündü. *Bir daha asla.*

Doksan. Doksan beş.

Yüz.

**[Mekik görevi tamamlandı.]**

Jinwoo sırtüstü yere yığıldı, göğsü körük gibi inip kalkıyordu. Odanın tavanı dönüyormuş gibi hissetti bir an, ama gülümsemesi yüzünden silinmedi.

Sistemin son görevi hâlâ orada duruyordu — koşu, 10 kilometre. Hastane odasında bunu yapması imkânsızdı. Saat gecenin ilerleyen saatleriydi, hemşireler koridorlarda dolaşıyordu, kimse onun dışarı çıkmasına izin vermezdi bu hâlde.

Jinwoo, ekrana baktı, içinde bir gerginlik hissederek. "Ne olacak şimdi peki? Tamamlayamazsam..."

Cümlesini bitiremeden, gözlerinin önünde bir uyarı belirdi, harfleri kırmızıya çalıyordu:

**[Uyarı: Görev süresi doluyor. 08:00:00]**

Sekiz saat. Sekiz saati vardı 10 kilometre koşmak için, ve şu an gece yarısına yakındı. Hastanede, iyileşme sürecinde, kolları ve karnı zaten bitkin düşmüşken.

"Kahretsin," diye mırıldandı Jinwoo, alnındaki teri sildi. Yatağın kenarına tutunarak ayağa kalktı, bacakları titriyordu ama zihninde tek bir düşünce vardı artık.

Pencereden dışarı baktı. Hastanenin arkasında küçük bir bahçe vardı, gece boyunca kimsenin dolaşmadığı bir alan. Belki oradan çıkabilirdi, kimseye görünmeden.

Jinwoo, dolaptaki eşyalarını topladı, spor ayakkabılarını giydi. Her hareketinde vücudu protesto ediyordu ama o umursamadı. Kapıya doğru yürürken, sistem ekranı hâlâ gözünün önünde asılı duruyordu, sessizce onu izliyormuş gibi.

Kapıyı araladığında koridorun sessizliğinde tek başına duran bir hemşireyi gördü, sırtı dönüktü. Jinwoo derin bir nefes aldı.

"Sekiz saat," diye fısıldadı kendi kendine, gözlerinde daha önce hiç olmadığı kadar keskin bir kararlılık parlıyordu. "Yeter de artar bile."

Ve karanlık koridora doğru ilk adımını attı — kimsenin bilmediği, kimsenin hayal bile edemeyeceği bir yolculuğun başlangıcına.